Of Hakkında - Of'un Sesi

Of Hakkında - Of'un SesiOf'un Sesi

28 Ekim 2021 - 10:27

Of Hakkında

Of İlçesi
Of, Trabzon ilinin doğusunda yer alan ve tarihi çok eskilere dayanan köklü bir ilçedir. 2019 resmi bilgilere göre Nüfusu 43.499 olan Of’un arazisini, Of’tan Karadeniz’e dökülen Solaklı, Baltacı ve İyidere derelerinin aşağı havzaları oluşturur. İlçenin güneyinde Hayrat ve Dernekpazarı İlçeleri, doğusunda Rize İli, batısında Sürmene İlçesi ve kuzeyinde Karadeniz bulunur.

İlçemiz Osmanlı döneminde ve Cumhuriyet’in ilk yıllarında daha büyük yüzölçüme sahipti. Fakat; 1948 yılında Çaykara’nın, 1990 yılında da Hayrat’ın ilçe olmasıyla ilçemizin yüzölçümü küçülmüştür. İlçemiz, Ülkemizin yönetiminde söz sahibi olan bir çok siyasetçi ve bürokrat yetiştirmiştir. İlçemiz tarih, kültür, siyasi ve ekonomik olarak Ülkemizin sayılı zengin ilçelerindendir.

Eski çağlarda yörenin Turani kökenli ve silah yapımında oldukça usta olan boylarla meskun olması dolayısıyla, isminin de Güney Sibirya Türklerinde silah anlamına gelen “Op” kelimesinin halk arasında “Of” şeklini aldığı rivayet edilmektedir.

Of’un Tarihçesi
Doğu Karadeniz Bölgesinin tarihi ve özellikle bölgenin en önemli şehri olan Trabzon’un tarihi ele alındığında, batılı tarihçilerin büyük bir çoğunluğu bölge tarihinin Yunan kolonileriyle başladığını vurgulamaktadırlar. Halbuki bölgeye Yunan kolonileri gelmeden önce bir çok tarihçinin de belirttiği gibi bölgede Turani ırkına mensup kavimler bulunmakta idi.

Turani ırkına mensup insanlar Milattan binlerce yıl önce Orta Asya’dan göç ederek Doğu Karadeniz Bölgesine yerleşmişlerdir. Bölge muhtelif zamanlarda Yunanlılar tarafından işgal edilmiş ve kısa süreli koloniler kurulmuştur. Bu koloni idareleri, yerli Turani halkı kapsamıyordu. Bu koloni devletlerinin en güçlü oldukları zamanlarda bile hükümranlıkları ancak bulundukları surlar içinde sınırlı kalmıştır. Sur dışında yaşayan Turani kavimler ise Oğuz-Türkmen ve Çepni Türklerinin hakimiyeti altında yaşamışlardır. Bölge, Roma İmparatorluğunun parçalanmasıyla Doğu Roma olarak bilinen Bizans’ın payına düşer. Bu hakimiyet, 1204 yılında Latinlerin İstanbul’u işgal etmesine kadar devam eder.

Bu tarihten sonra 1461 yılına kadar (Fatih Sultan Mehmet’in Trabzon’u fethi), yine Bizans İmparatorluğunun uzantısı olan, Bizans hanedanı Komnenosların kurmuş olduğu Trabzon Rum Devleti’nin egemenliğinde kalır. 4. yy. başlarında Hıristiyanlığın Roma İmparatorluğu tarafından resmi din olarak kabul edilmesiyle, bu din halk arasında hızla ve serbestçe yayılmaya başladı. Daha önce Doğu Karadeniz’de yaşayan kavimler de Hıristiyanlığa geçmeye başladılar. Hiristiyanlaşan bu kavimler tedrici bir şekilde Doğu Kilisesi’nin resmi dili olan Yunanca’yı öğrenmek zorunda kaldılar. Özellikle 10. yy. dan sonra Papazların telkinleriyle bu dili konuşmak daha da yaygınlaştı. Zira Papazlar “İncil’in dili dışında bir dilde konuşulan her kelime cehenneme gitmek için işlenen bir günah olarak hesaplanacaktır” şeklinde telkinlerde bulunmakta idi. Bu durum, yerel halkın kendi dilleriyle karışık bir Yunanca ya da halk arasında bilinen adıyla Rumca konuşulmasına neden olmuştur. İzlenen bu Bizans siyaseti, yerel dillerin, inançların ve geleneklerin büyük bir çoğunluğunun belleklerden silinmesine, kısaca yerli unsurların asimile olmasına neden olmuştur.

1’inci asırda 40 bin Kuman ailesi Gürcistan üzerinden göç ederek Doğu Karadeniz’e yerleşmiştir. Trabzon yöresine yerleşen Kumanlar Hristiyanlığı kabul etmelerine rağmen, Türk kimliklerini asla unutmamışlardır. Hatta Öz Türkçe isimler kullandıkları Trabzon Rum devletine ait belgelerden ve Osmanlı arşivlerinden anlaşılmaktadır.

Of’un İşgal ve Direnişi
Ruslar, 24 Şubat 1916’da Rizeyi, 15 Mart 1916’da Of’u, 18 Nisan 1916’da Trabzon’u işgal ettiler. Ruslara karşı ilk önemli direniş Of ile Rize arasındaki Baltacı Deresinde olmuştur. Bu direniş yaklaşık bir ay sürmüştür. Of’un işgaliyle Solaklı Vadisinde bir direniş meydana geldi. Ruslar bu direnişi kırarak Soğanlı ve Demirkapı geçitlerinden Bayburt’a inmeyi düşünüyordu. Rusların bu tasarısı ilk aşamada pek faydalı olmadı. Zira bölgenin gerçek sahipleri olan Türkler, Rus kuvvetlerine büyük kayıplar verdirdiler. Fakat sayıca üstün olan Ruslar bir süre sonra Çaykara’nın aşağı köylerini işgal etmeye başladılar.

Yöre halkı kıyıdan uzakta olduğu için daha çok dağlık kesime, iç kesimlere doğru çekilmek zorunda kaldı. Bu çekilme sırasında direnişlerine devam etmişlerdir. Geri çekilen askerler Of’un bütün köyleri ve yakın kazalardan toplanan gönüllüler ile Trabzon Hapishanesindeki mahkumların da izin alarak, müfreze halinde gönüllü olarak katılmalarıyla Baltacı Deresinin batı yanında Ruslara karşı savunma hattı oluşturuldu.

Savaşın en şiddetli günleri:
07 Mart 1916 : Düşman ilk saldırıya başladı. Düşman Baltacı Deresinden geri atıldı. 26 şehit verdik.
08 Mart 1916 : İki gün sürdü. Düşman geri püskürtüldü.
10-11 Mart 1916 : Düşman karadan ve denizden saldırdı, her tarafı yaktı. 200 kumandan 380 şehit verdik.
12 Mart 1916 : 11. Alay Sürmene’ye nakledildi. Kelali tepelerinde verilen mücadelede başarısız olundu. Göç başladı.
13 Mart 1916 : Rus donanması savaşa girdi.
14 Mart 1916 : Düşman 600 ölü, 800 yaralı verdi. Baltacı deresi kana bulandı.
15 Mart 1916 : Ruslar donanma sayesinde karaya asker çıkarmaya devam etti.

Rus ordusu sivil halkın üzerine yüklenmiş ve 15 Mart 1916’da Of’a girmiştir. Ruslar Solaklı vadisinden yukarıya doğru giderken Oflu halk mücadele ettiyse de; İspir’e asker çıkarılmasıyla Of işgal edilmiş oldu. 20 Nisan 1916’da Ruslar Madur Dağı’nın güneyinde Leman Suyu ve Öküzlü Yaylası’na kadar ilerledi. Bayburt’taki 3. Ordumuz, karşı taarruza geçerek Sürmene-Of istikametinde denize ulaşmayı, Rus ordusunu imha etmeyi ve Trabzon’u kurtarmayı planlıyordu.

Hazırlıklarını tamamlayarak 1916 yılının Haziranında harekete geçti. 22 Haziran’da Sultan Murat-Pistoklu Hanları arasındaki 60 km’lik mesafede gece baskınları düzenlendi. 23 Haziran 1916’da çoğu Çanakkale’den dönen Miralay Kazım komutasındaki birliğimiz Rusların keşif kolunu Yurt Yaylası’nda süngüden geçirmiştir. İkinci büyük taarruz Sultan Murat Tepesinde başladı. Topçu ateşi desteğiyle Rusların bütün siperleri ele geçirildi. Burada Ruslara büyük zayiat verdirildi. Rusların kayıpları 1000’den fazla ölü ve çok sayıda esirdi. Daha önce birliği ile birlikte burada şehit olacağını rüyasında gören Seyfeddin Bey ve kahraman Mehmetçiklerimiz Şüheda tepesini Ruslardan almıştır. Fakat bir subay, bir astsubay ve 70 er şehit verdik. Haziran ayının 27’sinde Harmantepe-Kabanbaşı hattında 36 saat devam eden mücadelede 60. Alayımız 7 zabıt ve 150 er şehit vererek Rusları geri püskürtmüştür.

12 Şubat 1918’de, Vehip Paşa komutasındaki 3. Kafkas Ordusu ileri harekata girişti. Trabzonlu Albay Hacı Hamdi Bey komutasındaki 37. Tümen, Giresun’daki 123. Alay ile takviye edilerek Trabzon üzerine yola çıktı. Bölgedeki çeteleri temizleyerek ilerleyen birlikler, 15 Şubat 1918’de Vakfıkebir’i, 17 Şubat 1918’de Akçaabat’ı geri aldılar. Birkaç gün içinde çevreyi temizleyerek Trabzon’a girdiler. 24 Şubat 1918’de Trabzon Ruslardan geri alındı. Doğuya doğru ilerleyen Türk birlikleri 28 Şubat 1918’de Of’u düşmandan geri aldı.

M.Ö. binlerce yıl Orta Asya’dan göç eden kavimler Doğu Karadeniz kıyılarına yerleşmiştir. Hatta M.S. 500’de Bulgar Türklerinin bir bölümü Trabzon ve çevresine yerleşmişlerdir. 1057 yılında da Türkmenlerin öncüleri Doğu Karadeniz’e ulaşmışlar ve akınlarını kıyılara yoğunlaştırmışlardır. Sonuçta da 1072 yılında Trabzon Türkler tarafından fethedilmiştir. 3 yıl süren bu yerleşimden sonra Trabzon, yeniden Theodor Gavras tarafından geri alınır. 12. asırda 40 bin Kuman ailesi, Gürcistan üzerinden göç ederek Doğu Karadeniz’e yerleşmişlerdir. Bu Kuman aileleri daha sonra Hıristiyanlaşmışlardır ama Türklüklerini asla unutmamışlardır. 1280’li yıllarda Çepni Türkleri büyük bir kitle olarak Doğu Karadeniz Bölgesi’ne yerleştiler. Türklerin bu yoğun akınları Rumları kalelere çekilip sığınma zorunda bıraktı. Zaten buralarda yoğun Rum kitleleri yoktu. Bölge Hıristiyan Türklerden oluşmakta idi. Milattan binlerce yıl öncesinde Turani ırkına mensup Orta Asya’dan Doğu Karadeniz’e göç eden insanlar Trabzon ve çevresinin yerlilerini oluşturmaktadır. Bunu Trabzon Rum Devletinin resmi Kilise kayıtlarındaki Türkçe kişi isimleri ve bölgede yer alan bazı Türkçe yer adları kanıtlar niteliktedir. Günden güne büyüyen ve gelişen şehrimiz, tarih boyunca Trabzon’a bir geçit ve Trabzon’un en önemli ilçelerinden biri olmuştur.

Of’un Konumu
Of ilçesi; toplam alanı 330 km2, ortalama rakımı 10 metre olan, tabiatın bütün özelliklerini sergileyen, deniz ve karanın bütünleştiği eşsiz doğal güzelliklere sahip bir alan üzerinde kurulmuş şirin bir ilçedir. Trabzon’un yaklaşık 50 km doğusunda olan Of ilçesi, doğusunda Rize ili, batısında Sürmene ilçesi, güneyinde Hayrat ve Dernekpazarı ilçeleri, kuzeyinde Karadeniz bulunmaktadır.

Yörenin en büyük akarsularından Solaklı Irmağı’nın taşımış olduğu alüvıyal yığıntıları kıyıda biriktirerek meydana getirdiği düz ve fazla geniş olmayan bir alan üzerine kurulmuş bir sahil yerleşim birimidir. Çaykara ve Of ilçelerini birbirine bağlayan karayolu ilçeyi ikiye ayırır. Daha eski yerleşim yeri olan Solaklı Deresi’nin doğusundaki merkez, genel olarak ilçedeki idari birimlerin yer aldığı alandır. Yeni yapılanmalarla Solaklı Deresi’nin batısındaki alan da gelişmiştir. Bu alan ilçe sakinlerince Kalyon Mevkii diye adlandırılmaktadır. İlçenin yerleşim yerinin kuruluş alanı dar ve düz biçimde devam ettiği halde, hemen arka kısmında dağlar birden bire yükselmekte, geçişi ve yükselmeyi engelleyici çok eğimli bir dağ sisteminin geldiği dikkat çekmektedir. Bu heybetli yükselişle dağlar, yeşilin tonlarının hepsini sergileyen bir güzelliğe sahiptir. Güneye doğru gidildikçe bu renk armonisi çok daha dikkat çekmektedir.

Of’un Ekonomisi
Of ilçesinin ekonomisinin tarihçesine baktığımızda, Miletliler Trabzon ve civarına geldiklerinde civardaki yerli toplulukları yok etmemiş, onlarla ticari ilişkilere girerek ellerinde bulunan hammaddeleri ucuz bir şekilde almışlardır. Buna karşılık onlarda olmayan ve deniz aşırı getirdikleri malları onlara satarak büyük karlar yapmışlardır.

Trabzon Rum İmparatorluğu döneminde Of önemli bir ticaret merkezi idi. İlçe ekonomisi tarıma ve işlenmiş çay sanayiine bağlıdır. Tarımda ise tek çeşit ürün gelişmiştir. Küçük esnaf ve sanatkarların faaliyetleri ancak kendilerine yetmektedir. Çay-Kur ve özel çay fabrikaları önemli sayılabilecek istihdam imkanı sağlamıştır. Arazi yapısının uygun olmaması, engebeli olması, iklimin elverişli olmaması ile modern aletlerle tarım yapılamamakta, fazla ürün elde edilememektedir.

Yetiştirilmeye elverişli başlıca ürün olan çaya dayalı sanayi gelişmiştir. Elde edilen diğer tarım ürünlerinden fındık da çok fazla olmamakla birlikte halkın geçim kaynağını oluşturur. Son zamanlarda, devlet desteğiyle birlikte, çaya alternatif ürün olarak kivi yetiştiriciliği ve ticareti yapılmaktadır. Kivi üretimi bölgede hızla yayılmaktadır. Bölgede, çaydan sonra başlıca geçim kaynağı olması hedeflenmektedir. Bunların dışında üretilen tarım ürünleri ticaret amaçlı değil tüketim amaçlıdır. Fazla olmamakla birlikte, ilçede Perşembe günleri kurulan pazarda, mısır ve mısırdan elde edilen ürünler, kara lahana, fasulye gibi yöre halkının yetiştirmiş olduğu bazı tarım ürünleri satışa sunulmaktadır.

İlçenin diğer bir geçim kaynağı hayvancılıktır. Özellikle büyükbaş hayvancılığı geçim kaynakları arasında yer alır. Büyükbaş hayvanlardan elde edilen süt ve süt ürünleri, gerek ilçe içi pazarda, gerekse ilçe dışı pazarlarda yer bulmaktadır. Özellikle yaz dönemlerinde yaylalarda hayvan yetiştiricileri tarafından bu ürünler elde edilmekte ya da modern teknikle, mandıralarda süt işlenmekte ve ürünleri elde edilmektedir. Küçükbaş hayvancılıkta genelde hayvanın yününden ve etinden faydalanılmaktadır. Kümes hayvancılığı fazla gelişmemiştir. Kümes hayvancılığı yetiştirilmesi olmasına rağmen büyük çiftlikler yoktur. İhtiyaç genelde dışarıdan gelen ürünlerle karşılanır.

Yörede, bütün Karadeniz’de olduğu gibi, balıkçılık da önemli geçim kaynakları arasındadır. Karadeniz’in sunmuş olduğu zenginliklerden yararlanılmaktadır. Balık üretimi genelde iç pazarda tüketilmektedir. Yörenin diğer bir geçim kaynağı olan arıcılık: Karadeniz’in zengin bitki örtüsü sayesinde yörede arıcılık da gelişmiş ve önemli ekonomik gelir arasında yer almaktadır. Arılardan genelde bal, polen ve arı sütü alınmaktadır. İlçede arıcılıktan elde edilen bal miktarı yıllık, yaklaşık değer olarak, 72 ton civarındadır. Arıcılığın yoğun yapıldığı yerler; Dumlusu, Yazlık, Ballıca, Yemişalan, Uğurlu, Bölümlü, Fındıkoba köyleridir. Yörede bulunan maden yatakları da ilçe ekonomisine katkıda bulunmaktadır. İlçeden 12 km. uzaklıkta bulunan, Dumlusu mevkiindeki, bakır-çinko yatağı bugün işletilmektedir. İkinci maden ise Gürpınar Beldesi’ndeki bakır-çinko kurşun yatağıdır.

İlçede 109 işyerinin faaliyet gösterdiği Sanayi Sitesi, pek çok kişiye iş imkanı sağlayan devlete ve özel sektörlere ait pek çok çay fabrikası ve bir tane yem fabrikası bulunmaktadır. İlçe, birçok ilçenin merkezi konumundadır. İlçe, dışarıya başta çay olmak üzere, fındık, süt ve ürünleri, bal ve diğer arı ürünleri satmaktadır. Bunun yanı sıra, dışarıdan bir çok ürün satın almaktadır.

Of’un İklim Özellikleri
Doğu Karadeniz Bölgesinin iklim tipi özelliklerine sahiptir. Yağışların her mevsimde bol olması ve sürekliliği, yöre iklimini etkiler. Yağışın en fazla olduğu dönem Sonbahar mevsimidir. Denizin düzenleyici etkisi termostat görevi gördüğünden, hem günlük, hem yıllık sıcaklık farklılıklarının fazla olması önlenir. Yaz aylarında fazla sıcak olmadığı gibi, kış aylarında da dondurucu soğuklar görülmez. Her mevsim yağışlı, yazları serin, kışları ılık geçer. Ardındaki dağların birden yükselmesi dolayısıyla yamaç yağışları gerçekleşir. Rüzgarların esiş yönleri ve şiddet dereceleri mevsim özelliklerine bağlı değişiklikler gösterir. Genel olarak; -Güneybatı yönünden eserek etkili olan LODOS – Kuzeydoğu yönünden esen POYRAZ – Güneyden eserek etkili olan KIBLE rüzgarları görülür.

Of’un Akarsuları
Of ilçesi yer üstü kaynakları bakımından zengin bir yöre özelliğindedir. Dağların denize paralel olarak uzanması yüzünden akarsular, sadece kuzeye bakan yamaçlardan denize doğru akar. Güneyde bulunan yüksek dağların yamaçlarından çıkan akarsular, sert akışlı, dar boğazlar içinden geçerek, derin vadiler boyunca denize ulaşırlar.

Başlıca akarsular;

  • Solaklı Deresi
  • Baltacı Deresi
  • İkizdere

Of’un Bitki Örtüsü
Yörede bol yağış olmasından dolayı gür orman alanları mevcuttur. Yöredeki orman örtüsünün kendi kendini yenileyebilme özelliği vardır. Kesilen ağaçların yerine yenileri dikilmeden orman örtüsü kendi kendine büyüyüp gelişebilmektedir. Kıyı şeridinde orman yerine küçük ağaç toplulukları göze çarpar. Burada en yaygın çeşit olarak fındık, taflan, kızılcık, üzüm, muşmula, defne gibi küçük ağaçlar ile çalı ve sarmaşıklar yetişir.

Bunun yanında narinciye ürünlerine rastlamak da mümkündür. Kıyı şeridinde nüfus yoğunluluğunun çok olmasından dolayı doğal bitki örtüsü tahrip edilmektedir. Denizden 300-400 m yüksekliğe kadar olan yerlerde kızılağaç, meşe, kestane, ceviz vb. olan orman tiplerine rastlanır. Daha yükseklerde ormanlar alan ve büyüklük olarak birleşir. Dağların denize bakan ve daha nemli olan kuzey yamaçları daha yeşildir. Yükselti 600-800 m’yi aşınca yüksek dağların etek ormanları gözükmeye başlar. Bu ormanlarda en yaygın olan türler; kışın yapraklarını döken meşe, gürgen gibi ağaçlardır. Ancak bu tür ormanların önemli bir kısmı orman kazanmak amacıyla insanlar tarafından tahrip edilmiştir.

Yükseklik arttıkça dağ ormanları ortaya çıkmaya başlar. Bu yükseklik 1200 m’ye gelene kadar yapraklı ağaç çeşitleri ormanları meydana getirir. Bunlar arasında en çok meşe, kestane, şimşir, kızılağaç ve ıhlamur ağaçları göze çarpar. 1200-1600 m. arasında orman çeşitleri yapraklı ve iğneli ağaçlardan oluşan karışık ormanlardır. 1600 m’den sonraki yükseklik kuşağında çam, ladin ve köknar gibi ağaçlardan meydana gelen iğneli ormanlar göze çarpar. Bu ormanlar 2000-2300 m’ye kadar uzanır. Daha yüksek yerlerde ormanlar kaybolur yerini çayırlar ve dağ otlakları alır. Genellikle sık ormanlar 1200-1600 m aralarında yer alır. 1600 m’den yüksek olan yerlerde en çok çam ormanları görülür.

Of’un Arazi Durumu
Of ilçesinin yüz ölçümü 330 km2 olup, ortalama rakımı 10 m’dir. İlçenin önemli akarsuları Doğu Karadeniz Dağlarının kuzey istikametinde doğup ilerledikçe yan kollar alarak büyüyen Solaklı, Baltacı ve İkizdere birbirlerine paralel olarak Karadeniz’e dökülür. Bu dereler ve yan kolları Karadeniz Dağlarının Of ilçesinin sınırları içinde kalan bölümünü yine birbirlerine paralel şekilde bölmüştür. Böylece Of ilçesinin arazisi, sahilden güneye doğru giderek yükselen fakat doğu-batı yönünde birbirine hemen hemen paralel derin vadiler şeklinde engebeli bir konum içerisinde bulunmaktadır. Bu vadiler arasında yanyana uzanan sırtlar ya da yöre ağzıyla “Kıran”lar sıralanır.

Of ilçesinin güneyindeki bu dağlık bölgenin eteklerinde çeşitli yüksekliklerde plato ve yaylalar bulunur. Bu platoların kuzey yönlerinde denize doğru alçalan ve özellikle vadi yamaçlarında ormanlar yer almaktadır. Esasen bol yağış alan yöremiz, bitki örtüsü bakımından da zengindir. Hemen her çeşit ağaç, çoğunlukla da kendiliğinden yetişerek, bölgeye orman görünümü vermektedir.

Of’un Tarımsal Yapısı
Of ilçesinde, nüfusun önemli bir kısmı tarım sektöründe çalışmaktadır. Elde edilen başlıca tarım ürünü çaydır. Çay, ayrıca bölgenin başlıca geçim kaynağıdır. İlçe arazisinin engebeli oluşu (% 75) bölgede modern tarımın yapılmasını engellemektedir. Bu da, toprağın ve iklimin elvermesiyle, çay tarımının önünü açmaktadır. Ayrıca fındık tarımı da bölgenin geçimini sağlayan tarım ürünleri arasındadır. Diğer üretilen ürünlerinin çoğu ticari amaçla değil, kendi aile ihtiyacını karşılayacak şekilde üretilmektedir.

Başlıca ürünler: Çay, fındık, mısır, patates, kara lahana, fasulye, kabak, elma, armut, erik, üzüm, incir, kiraz, kestane, karayemiş, narenciye ve kivi’dir. Son zamanlarda özellikle kivi üretimine özen gösterilmekte, üreticiler devlet tarafından teşvik edilmekte ve desteklenmektedir. Kivi, çaya alternatif ürün olarak yetiştirilmektedir.

Of’ta Yayla ve Hayvancılık
Yazları sıcaklıklardan kurtulmak ve hayvanlara gür otlaklar bulmak amacıyla yaylacılık yapılmaktadır. Günümüzde bu faaliyet yerini turizm amacına bırakmaya yönelmiştir.

Bölgede; – Sürü hayvancılığı olmamakla birlikte, ahır hayvancılığı şeklinde büyükbaş hayvancılık, – İç kesimlerde küçükbaş hayvancılığı, koyun ve kıl keçisi yetiştiriciliği, – Kümes hayvancılığı, tavuk, kaz, ördek, tavşan yetiştiriciliği, – Denize komşu olması ve Karadeniz’in verimliliği, ayrıca akarsularda yetişen tatlı su balığı avcılığı ile, balıkçılık, – Bitki çeşitliliği, çiçeklerin bol olması, çok sayıda meyve ağaçları bulunması dolayısıyla, arıcılık bölgede yapılan başlıca hayvancılıktır.